Cilt 18 Sayı 3

Editör Kurulu Mesajı

Prof.Dr. R. Gökhan ATIŞ

PDF

Yayın Kurulu

PDF

Hakem Listesi

PDF

İçindekiler

PDF

Özgün Araştırma

İpsilateral Üreter ve Böbrek Taşlarında Eş Zamanlı Üreterorenoskopinin Etkinliği: Tek Merkez Deneyimi

Ilkin Hamid-Zada, Özgür Arıkan, Talha Nuroğlu, Elbrus Fehruzlu, Ferhat Keser, Asıf Yıldırım

Özet

Amaç: Bu çalışma, üreteral ve ipsilateral renal taşların eşzamanlı endoürolojik tedavisinin etkinliğini ve güvenliğini değerlendirmeyi ve taşsızlık sonuçlarıyla ilişkili prediktif faktörleri belirlemeyi amaçlamıştır.

Gereç ve Yöntemler: Üreteral ve ipsilateral renal taşın eşzamanlı olarak tek seansta tedavi edildiği yetmiş dokuz hastaya ait retrospektif bir analiz gerçekleştirildi. Demografik veriler, taş özellikleri, operatif detaylar ve postoperatif sonuçlar kaydedildi. Taşsızlık oranları (SFR), postoperatif 1. gün ve 1. ayda değerlendirildi. Bir aylık taşsızlık ile ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla karşılaştırmalı analizler yapıldı.

Bulgular: 1 aylık taşsızlık oranı %75,9 olarak saptandı. Renal taş boyutu, üreteral taş yoğunluğu (HU), hidronefroz derecesi ve taş sayısı SFR için anlamlı prediktörlerdi (p < 0.05). Postoperatif 1. günde taşsız olan hastaların 1. ayda da taşsız kalma olasılığı anlamlı olarak daha yüksekti (p < 0.001). Daha büyük renal taşlar ve daha yüksek taş sayısı başarı oranlarının azalmasıyla ilişkili bulundu. Komplikasyon oranları düşük olup, hastaların %6.3’ünde çoğunluğu minör olan postoperatif olaylar izlendi. Takip sürecinde hastaların %16.5’inde ek girişimlere ihtiyaç duyuldu.

Sonuç: Üreteral ve ipsilateral renal taşların eşzamanlı yönetimi, yüksek taşsızlık oranı ve düşük morbidite ile güvenli ve etkili bir tedavi seçeneğidir. Taş boyutu ve taş sayısı, postoperatif başarının temel belirleyicileridir ve preoperatif planlama sürecinde dikkate alınmalıdır.

Anahtar Kelimeler: litotripsi, eş zamanlı tedavi, üreter ve böbrek taşı, üreteroskopi

PDF

Özgün Araştırma

Chatbotlardan Elde Edilen Böbrek Kisti Bilgilerinin Değerlendirilmesi: Karşılaştırmalı Bir Çalışma

Burak Koseoğlu, Eser Ördek, Kerem Gencer Kutman

Özet

Amaç: Böbrek kistleri, böbreğin en sık görülen edinsel lezyonlarıdır. Çalışmanın amacı, böbrek kistleriyle ilgili sorulara üç yapay zekâ sohbet botu tarafından verilen yanıtların güvenilirliğini ve kalitesini değerlendirmektir.

Gereç ve Yöntemler: Semrush platformu kullanılarak böbrek kistleriyle ilişkili arama eğilimleri beş yıllık dönem boyunca analiz edildi. Yirmi beş soru; “genel bilgiler”, “semptomlar ve tanı yöntemleri”, “tedavi ve takip yaklaşımları” ile “yan etkiler ve komplikasyonlar” olarak gruplandı. Sorular üç sohbet botuna (ChatGPT-4, Gemini Pro, Llama 3.1 Large) yöneltildi. Yanıtların okunabilirliği Flesch-Kincaid Sınıf Düzeyi (FKGL) testi ve Flesch Okunabilirlik Kolaylığı Skoru (FRES) testiyle değerlendirildi. Güvenilirlik ve kalite ise Hastalar İçin Bilgi Kalitesinin Sağlanması (Ensuring Quality Information for Patients – EQIP) skoru ve modifiye DISCERN skoru kullanılarak analiz edildi.

Bulgular: Llama’nın FKGL skoru ChatGPT’ye kıyasla anlamlı derecede yüksekti (p = 0,022); Llama ile Gemini (p = 0,500) ve Gemini ile ChatGPT (p = 0,525) arasında fark saptanmadı. FRES ölçeğinde ChatGPT, Gemini’den; Gemini ise Llama’dan yüksek skor elde etti (sırasıyla p = 0,006 ve p = 0,012). Medyan modifiye DISCERN skoru ChatGPT için en düşük değerdi (2); bu değer Gemini (3) ve Llama (3) ile karşılaştırıldığında anlamlı fark gösterdi (p < 0,001). Ortalama EQIP skoru ChatGPT için 71,22 ± 3,91, Gemini için 77,72 ± 1,16 ve Llama için 73,26 ± 2,70 bulundu (p < 0,001). ChatGPT, diğer sohbet botlarına kıyasla daha düşük kalite skorlarına sahipti.

Sonuçlar: ChatGPT, FRES skoruna göre en okunabilir yanıtları oluşturmasına rağmen, kalite ve güvenilirlik açısından Gemini ve Llama’ya kıyasla daha düşük performans göstermiştir. Genel olarak sohbet botlarının yanıtları okunabilirlik ve anlaşılabilirlik açısından zorlayıcı bulunmuş olup, hasta eğitimi için güvenilir bağımsız bir kaynak olarak değerlendirilebilmeleri için daha fazla geliştirmeye ihtiyaç vardır.

Anahtar Kelimeler: böbrek kistleri, ChatGPT, Gemini, Llama, sohbet botu, yapay zekâ

PDF

Özgün Araştırma

Üroloji Pratiğinde Sık Uygulanan Böbrek Taşı Cerrahilerine İlişkin Youtube Videolarının Kalite Ve Güvenilirliğinin Değerlendirilmesi

Abdulkadir Özmez, Mehmet Özay Özgür

Özet

Amaç: Hastalar tedaviye karar vermeden önce cerrahi seçenekler hakkında bilgi edinmek için çevrim içi video platformlarına giderek daha fazla başvurmaktadır. YouTube, en sık kullanılan video paylaşım platformudur ve doğruluk ile eğitsel değer açısından değişken çok sayıda sağlık içeriği barındırmaktadır. Bu çalışmada, böbrek taşı cerrahisi ile ilgili Türkçe YouTube videolarının kalite, güvenilirlik ve bilgilendirici içeriği değerlendirildi; ayrıca yükleyici özellikleri ile video kalitesi arasındaki ilişki araştırıldı.

Gereç ve Yöntemler: Bu kesitsel çalışmada, Ocak 2026 tarihinde YouTube’da “böbrek taşı ameliyatı” anahtar sözcüğü ile arama yapıldı. Uygun bulunan ilk 200 Türkçe video incelendi. Her video için süre, görüntülenme sayısı, beğeni sayısı ve yorum sayısı kaydedildi. Video kalitesi Journal of the American Medical Association (JAMA) ölçütleri ve Global Quality Score (GQS) kullanılarak değerlendirildi. Yükleyiciler uzman ürolog ve akademik ürolog (doçent/profesör) olarak sınıflandırıldı. Videolarda yer verilen cerrahi yöntemler de ayrıca kaydedildi. Gruplar arasındaki video özellikleri ve kalite skorları istatistiksel olarak karşılaştırıldı.

Bulgular: Çalışmaya alınan 200 videonun 112’si (%56) uzman ürologlar, 88’i (%44) akademik ürologlar tarafından yüklenmişti. Akademik ürologlar tarafından yüklenen videolarda medyan JAMA ve GQS skorları ile görüntülenme ve beğeni sayıları anlamlı olarak daha yüksekti (p < 0.05). Video süresi ile kalite skorları arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı. Videoların büyük kısmı tek bir cerrahi yönteme, özellikle üreterorenoskopiye odaklanırken, komplikasyonlar ve alternatif tedaviler hakkındaki bilgi çoğu videoda sınırlıydı.

Sonuçlar: Akademik ürologlar tarafından yüklenen videolar görece daha güvenilir ve daha yüksek kaliteli olsa da böbrek taşı cerrahisi ile ilgili Türkçe YouTube içerikleri tek başına hasta eğitimi için yeterli değildir. Bu bulgular, profesyonel üroloji kuruluşları tarafından hazırlanacak standart ve kanıta dayalı video içeriklerine ihtiyaç olduğunu göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: böbrek taşı cerrahisi, sağlık bilgisi kalitesi, video analizi, YouTube

PDF

Özgün Araştırma

Frailty Önemlidir: Modified Frailty Index-5 Skorunun Radikal Prostatektomide Postoperatif Sonuçları Öngörmede Başarısı

Osman Murat İpek, Erdinç Dinçer, Ahmet Halil Sevinç, Burcu Hancı Sevinç, Cengiz Çanakçı, Yiğit Kudret Akyol, Orkunt Özkaptan

Özet

Amaç: Radikal prostatektomi uygulanan hastalar genellikle ileri yaş popülasyonuna aittir; bu nedenle kronolojik yaşa ek olarak, frailty (kırılganlık) klinik sonuçlar üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu çalışmanın amacı, radikal prostatektomi uygulanan hastalarda modifiye frailty indeksinin (mFI-5) postoperatif komplikasyonlar ve fonksiyonel sonuçlarını öngörmedeki başarısını değerlendirmektir.

Gereç ve Yöntemler: Ocak 2016 ile Ocak 2024 tarihleri arasında yüksek hacimli bir üçüncü basamak merkezde radikal prostatektomi uygulanan 200 hastanın verileri retrospektif olarak analiz edilmiştir. Demografik özellikler, komorbidite profilleri, histopatolojik bulgular, perioperatif değişkenler, postoperatif komplikasyonlar ve takip sonuçları değerlendirilmiştir. Hastalar, preoperatif mFI-5 skorlarına göre yüksek risk (≥ 2) ve düşük risk (< 2) olarak sınıflandırılmıştır. Postoperatif komplikasyonlar birincil sonlanım noktası olarak belirlenirken, fonksiyonel sonuçlar ikincil sonlanım noktaları olarak değerlendirilmiştir.

Bulgular: Çalışmaya 200 erkek hasta dahil edilmiş olup, ortalama yaş 64,7 ± 6,03 yıl olarak bulunmuştur. 200 hastanın 54’ü (%27) yüksek risk grubunda (mFI-5 ≥ 2), 146’sı (%73) ise düşük risk grubunda (mFI-5 < 2) yer almıştır. Majör komplikasyon oranı (Clavien-Dindo ≥ 3) yüksek risk grubunda anlamlı derecede daha yüksek bulunurken, toplam komplikasyon oranı gruplar arasında benzer saptanmıştır. Tekrar başvuru ve re-operasyon oranları yüksek risk grubunda daha yüksek bulunmuş, ancak bu fark istatistiksel anlamlılığa ulaşmamıştır. Fonksiyonel sonuçlar açısından, erektil disfonksiyon ve üriner inkontinans oranlarının gruplar arasında benzer olduğu görülmüştür.

Sonuçlar: Bu çalışma, radikal prostatektomi uygulanan hastalarda daha yüksek mFI-5 skorları ile daha yüksek majör komplikasyon oranları arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır. Frailte değerlendirmesinde basit ve maliyet etkin bir ölçüt olan mFI-5, bu hasta grubunda preoperatif risk sınıflandırması ve hasta seçimi açısından önemli bir rol oynayabilir.

Anahtar Kelimeler: prostat kanseri, radikal prostatektomi, modifiye kırılganlık indeks-5, komplikasyon, fonksiyonel sonuçlar

PDF

Özgün Araştırma

Retrograd Üreteral Stentlemenin Başarısız Olduğu Hastalarda Antegrad Double-J Stent Uygulamasının Klinik Sonuçları

Fahri Aydın, Mustafa Yeşilyurt, Esra İbiş, Şaban Oğuz Demirdöğen

Özet

Amaç: Bu çalışmanın amacı, retrograd üreteral stent yerleştirmenin başarısız olduğu hastalarda antegrad double-J (DJ) stent uygulamasının teknik ve klinik başarısını, komplikasyon profilini ve klinik etkinliğini değerlendirmektir.

Gereç ve Yöntemler: Bu retrospektif çalışmaya, 2021–2025 yılları arasında retrograd girişimin başarısız olması nedeniyle antegrad DJ stent uygulanan hastalar dahil edildi. Tüm işlemler ultrasonografi ve floroskopi rehberliğinde gerçekleştirildi. Hastalar klinik durumlarına göre tek aşamalı ve çift aşamalı antegrad stentleme gruplarına ayrıldı. Tüm işlemler tek bir girişimsel radyoloji uzmanı tarafından gerçekleştirildi. Teknik ve klinik başarı oranları değerlendirildi. İşleme bağlı komplikasyonlar Society of Interventional Radiology (SIR) sınıflamasına göre kategorize edildi.

Bulgular: Toplam 40 hastanın dahil edildiği çalışmada olguların %45,0’ı benign, %55,0’ı malign nedenlere bağlı üreteral obstrüksiyon nedeniyle tedavi edildi. Antegrad double-J stent yerleştirilmesi tüm hastalarda teknik olarak başarılı olup, işlem sonrası hidronefroz derecelerinde anlamlı gerileme saptandı. Klinik değerlendirmede, serum kreatinin düzeyleri ve VAS ağrı skorlarında işlem sonrası 24. saatte istatistiksel olarak anlamlı düşüş izlendi (p < 0,001). Hemoglobin düzeylerinde klinik olarak anlamlı bir kayıp izlenmedi. Komplikasyon oranı %7,5 hesaplandı ve yalnızca minör düzeyde olup konservatif tedavi ile düzeldi.

Sonuçlar: Antegrad DJ stentleme, retrograd girişimin başarısız olduğu olgularda güvenli, etkili ve minimal invaziv bir alternatif olarak öne çıkmaktadır. Üroloji ve girişimsel radyoloji disiplinlerinin multidisipliner yaklaşımı ile uygulandığında hasta konforunu artırmakta ve uzun süreli perkütan nefrostomi gereksinimini azaltmaktadır.

Anahtar Kelimeler: üreteral obstrüksiyon, stent, perkütan nefrostomi, üriner diversiyon, girişimsel radyoloji:

PDF

Özgün Araştırma

HoLEP Sırasında Komorbidite Yükü ile Doku Yüküne Göre Düzeltilmiş Enükleasyon Süresi Arasındaki İlişki: Retrospektif Kohort Çalışması

Yunus Kayalı, Tahsin Batuhan Aydoğan, Alpcan Torun, Fatih Bıçaklıoğlu, Bilal Çetin, Onur Erdemoğlu, Uğur Yılmaz, Bilal Eryıldırım

Özet

Amaç: Holmium lazer prostat enükleasyonunda (HoLEP) faza özgü cerrahi verimliliği tanımlamak ve komorbidite yükünün dokuya göre düzeltilmiş enükleasyon performansı ile ilişkisini değerlendirmek.

Gereç ve Yöntemler: Bu tek merkezli retrospektif kohortta Ocak 2023-Haziran 2025 arasında uygulanan 574 HoLEP olgusu tarandı ve 349 hasta analize alındı. Enükleasyon verimliliği (g/dk), morselasyon verimliliği ve toplam ekstraksiyon verimliliği tanımlayıcı olarak hesaplandı. Matematiksel eşleşmeyi önlemek amacıyla birincil çıkarımsal analizde doğal logaritması alınmış enükleasyon süresi sonuç değişkeni olarak modellendi; analiz yaş, logaritmik enükle edilen doku ağırlığı, prostat hacmi kategorisi ve antitrombotik kullanımına göre düzeltildi. Heteroskedastisiteye dayanıklı HC3 standart hataları kullanıldı.

Bulgular: Medyan yaş 67 yıl olup hastaların %67.9’unda en az bir komorbidite vardı. Ham enükleasyon süresi komorbiditesi olmayan ve olan hastalarda benzerdi (41.5 ve 42.0 dk; p = 0.337), ancak enükleasyon verimliliği komorbiditesi olanlarda daha düşüktü (0.93 ve 1.75 g/dk; p < 0.001). Düzeltilmiş modelde her ek komorbidite, aynı doku yükü için enükleasyon süresinde %9.9 artışla ilişkiliydi (%95 GA: %4.8-%15.2; p < 0.001; düzeltilmiş R²=0.167). Cerrahi teknik kategorisini de içeren duyarlılık analizinde ilişki devam etti (%8.0; %95 GA: %4.5-%11.6; p < 0.001). Antitrombotik kullanım bağımsız olarak enükleasyon süresiyle ilişkili değildi.

Sonuçlar: Komorbidite yükü, benzer ham enükleasyon sürelerine karşın, doku yüküne göre düzeltilmiş daha yavaş enükleasyon performansıyla ilişkiliydi. Toplam ameliyathane kullanım süresi değerlendirilmedi. Bulguların planlama veya karşılaştırma amacıyla kullanılmasından önce operatör, anestezi ve intraoperatif kanama değişkenlerini içeren çok merkezli çalışmalarla doğrulanması gerekir.

Anahtar Kelimeler: benign prostat hiperplazisi, cerrahi süre, enükleasyon, holmium lazer prostat enükleasyonu, komorbidite

PDF

Özgün Araştırma

İstatistiksel Doğruluğun Ötesinde: PCNL Sonuçlarında SHA.LIN Skorunun Karar Eğrisi Analizi ve Tek Merkezli Bağımsız Validasyonu

İbrahim Hacıbey, Veysel Sezgin, Abdullah Akdağ, Çağri Şevik, Emre Yılmaz, Emin Taha Keskin, Halil Lütfi Canat

Özet

Amaç: Bu çalışmada, perkütan nefrolitotomi (PCNL) uygulanan geniş bir hasta kohortunda SHA.LIN skorunun tek merkezli bağımsız doğrulamasının yapılması ve Guy’s Stone Score (GSS), S.T.O.N.E. skoru ve CROES nomogramı ile öngörü doğruluğu ve klinik net fayda açısından karşılaştırılması amaçlandı.

Gereç ve Yöntemler: 2020 ile 2025 yılları arasında PCNL uygulanan 271 erişkin hasta retrospektif olarak analiz edildi. Taşsızlık durumu, ameliyat sonrası 1. ayda yapılan kontrastsız bilgisayarlı tomografide taş saptanmaması veya 4 mm’den küçük asemptomatik fragman varlığı olarak katı biçimde tanımlandı. Prediktif performans, eğri altında kalan alan (AUC), kalibrasyon grafikleri ve Karar Eğrisi Analizi (Decision Curve Analysis) kullanılarak değerlendirildi.

Bulgular: Taşsızlık oranı %73,1 olarak bulundu. En yüksek prediktif doğruluk CROES nomogramında saptandı (AUC: 0,802; %95 GA: 0,765–0,839); bunu SHA.LIN skoru izledi (AUC: 0,756; %95 GA: 0,715–0,797). SHA.LIN skoru, hem GSS’ye (AUC: 0,719; p=0,023) hem de S.T.O.N.E. skoruna (AUC: 0,690; p<0,0001) göre anlamlı derecede üstün performans gösterdi. Hem tek değişkenli hem de çok değişkenli analizlerde CROES nomogramı ve SHA.LIN skoru taşsızlık durumunun anlamlı bağımsız öngörücüleri olarak öne çıkarken; Guy ve STONE skorları çok değişkenli düzeltme sonrasında anlamlılıklarını koruyamamıştır. Karar eğrisi analizinde SHA.LIN, %40–80 eşik olasılığı aralığında GSS ve S.T.O.N.E.’a kıyasla daha yüksek net klinik fayda sağladı.

Sonuçlar: SHA.LIN skoru, PCNL sonuçlarını öngörmede güvenilir ve tek merkezli bağımsız validasyonu yapılmış bir araçtır. CROES nomogramı yüksek istatistiksel doğruluk gösterse de SHA.LIN skoru, karar eğrisi analizinde daha üstün klinik fayda sağlamaktadır. Dahası, çok değişkenli analizlerde CROES ve SHA.LIN skorları taşsızlık durumunun bağımsız öngörücüleri olarak kalırken, Guy ve STONE skorları bağımsız öngörü değeri gösterememiştir. Bu bulguları doğrulamak için daha geniş kohortlarla yapılacak ileriye yönelik çalışmalara ihtiyaç vardır.

Anahtar Kelimeler: perkütan nefrolitotomi, nefrolitometri, SHA.LIN skoru, taşsızlık durumu, prediktif modeller

PDF

Özgün Araştırma

Robotik Parsiyel Nefrektomide Zero Iskemi Ve Standart Sıcak Iskeminin Uzun Dönem Böbrek Fonksiyonları Üzerine Etkisi: Retrospektif Kohort Çalışması

Yasin Aktaş, Hasan Arda Durak, Kayhan Yılmaz, Şahin Kılıç, Murat Şambel, Mutlu Ateş, Mahmut Taha Ölçücü

Özet

Amaç: Bu çalışmanın amacı, robotik parsiyel nefrektomi (RPN) uygulanan hastalarda iskemisiz (klempsiz) ve standart sıcak iskemi (klempli) yaklaşımlarının perioperatif, onkolojik ve uzun dönem böbrek fonksiyonel sonuçlarını değerlendirmek ve karşılaştırmaktır.

Gereçler ve Yöntemler: Bu retrospektif kohort çalışmasında, böbrek kitleleri nedeniyle RPN uygulanan ardışık 56 hasta incelenmiştir. Hastalar iki gruba ayrıldı: iskemisiz yaklaşım grubu (n = 26) ve sıcak iskemi grubu (n = 30). Preoperatif demografik veriler, tümör özellikleri (RENAL, PADUA ve C-indeks) ve perioperatif veriler kaydedildi. Böbrek fonksiyonları; cerrahi öncesinde, postoperatif birinci günde ve birinci yılın sonunda serum kreatinin seviyeleri ile tahmini glomerüler filtrasyon hızları (eGFR) kullanılarak değerlendirildi.

Bulgular: Gruplar arasında demografik değişkenler veya tümör kompleksite skorları (RENAL, PADUA) açısından fark saptanmadı. C-indeks skoru iskemisiz yaklaşım grubunda anlamlı olarak daha yüksekti (medyan 3,1’e karşı 1,86, p = 0,001); bu da tümörlerin daha periferik yerleşimli olduğunu göstermektedir. Postoperatif komplikasyon (p = 0,494) ve pozitif cerrahi sınır oranları (p = 0,140) benzer bulunmasına rağmen, tahmini kan kaybı (300 ml’ye karşı 100 ml, p < 0,001) ve hastanede yatış süresi (4 güne karşı 3 gün, p = 0,001) iskemisiz yaklaşım kohortunda daha yüksekti. Her iki grupta da başlangıçta böbrek fonksiyonlarında bozulma görüldü; ancak iskemisiz yaklaşım grubunun eGFR ve kreatinin seviyeleri birinci yıl içinde preoperatif bazal seviyelerine döndü (p = 0,970). Buna karşılık, sıcak iskemi grubunda birinci yılda eGFR’de anlamlı bir düşüş saptandı (p = 0,001).

Sonuçlar: RPN’de iskemisiz yaklaşım, özellikle seçilmiş hastalarda, standart sıcak iskemiye kıyasla böbrek fonksiyonlarının uzun vadeli ve tam olarak korunması açısından potansiyel fonksiyonel avantajlar sunabilir. İntraoperatif kanamayı bir miktar artırmasına rağmen bu yaklaşım, özellikle anatomik olarak uygun, periferik yerleşimli tümörler için karşılaştırılabilir pozitif cerrahi sınır oranları göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: robotik parsiyel nefrektomi, iskemisiz yaklaşım, sıcak iskemi, C-indeks, renal hücreli karsinom

PDF

Özgün Araştırma

Robot Yardımlı Radikal Prostatektomi Sırasında Prostatektomi Öncesi Uygulanan Genişletilmiş Pelvik Lenf Nodu Diseksiyonu, Daha Düşük Apikal Pozitif Cerrahi Sınır Oranları Ile İlişkilidir: Tek Merkezli Retrospektif Kohort Çalışması

Abdurrahman İnkaya, Hasan Samet Güngör, Nurullah Mustafa Şişik, Muhammed Emre Topçu, Bahadır Öksüz, Sencer Sözen, Murat Beyatlı, Cemil Emre Yurtseven, Abdullah Esmeray, Ahmet Tahra, Ferhat Yakup Suçeken, Resul Sobay, Eyüp Veli Küçük

Özet

Amaç: Robot yardımlı radikal prostatektomi (RARP) sonrasında pozitif cerrahi sınırlar klinik önemini korumaktadır. Genişletilmiş pelvik lenf nodu diseksiyonunun (ePLND) prostatektomiden önce yapılmasının, daha düşük apikal pozitif cerrahi sınır oranları ile ilişkili olup olmadığı karşılaştırmalı verilerle değerlendirilmemiştir.

Gereç ve Yöntemler: Ocak 2022 ile Ocak 2025 tarihleri arasında tek bir üçüncü basamak merkezde primer RARP ve ePLND uygulanan ardışık 250 hastayı içeren retrospektif bir kohort çalışması yapıldı. Hastalar önce ePLND sonra prostatektomi (n = 121) ve önce prostatektomi sonra ePLND (n = 129) yapılanlar olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Birincil çok değişkenli analizler tüm 250 hastalık kohortta, sinir koruma niyetinin üç düzeyli kategorik değişken (yok, tek taraflı, iki taraflı) olarak kodlandığı modelle gerçekleştirildi; herhangi bir sinir koruma uygulanan 188 hastada önceden belirlenmiş bir alt-grup analizi yapıldı. Birincil sonlanım noktası apikal pozitif cerrahi sınırdı. Apikal pozitif cerrahi sınır olayları az olduğu için düzeltilmiş analizde Firth cezalandırılmış lojistik regresyon kullanıldı.

Bulgular: Gruplar başlangıç özellikleri açısından benzerdi. Apikal pozitif cerrahi sınır, önce ePLND yapılan 121 hastanın 6’sında (%5,0; %95 güven aralığı [GA] %2,3-%10,4), önce prostatektomi yapılan 129 hastanın ise 13’ünde (%10,1; %95 GA %6.0-%16,5) saptandı. Tam 250 hastalık kohortta birincil çok değişkenli analizde ePLND’nin prostatektomiden önce yapılması yönsel olarak daha düşük apikal pozitif cerrahi sınır olasılığı ile ilişkili bulundu (OR 0,38; %95 GA 0,14– 1,03; p = 0,056); önceden belirlenmiş sinir koruma alt-grup analizinde ilişki daha güçlüydü (OR 0,19; %95 GA 0,04–0,97; p = 0,046; düzeltilmemiş 1/86 vs 9/102 = %1,2 vs %8,8, Fisher kesin p = 0,023). Toplam ameliyat süresi önce ePLND yapılan grupta daha kısaydı (195,2’ye karşı 202,9 dakika; p = 0,029). Lenf nodu sayısı ve majör komplikasyon oranları gruplar arasında benzerdi.

Sonuçlar: Bu retrospektif kohortta, ePLND’nin prostatektomiden önce yapılması, RARP sırasında daha düşük apikal pozitif cerrahi sınır olasılığı ile yönsel olarak ilişkili bulundu; sinyal sinir koruma yapılan önceden belirlenmiş alt-grupta daha güçlüydü. Sinir koruma uygulanan ve ePLND planlanan RARP olgularında, lenf nodu diseksiyonunun prostatektomiden önce yapılması, belirgin bir perioperatif dezavantaj oluşturmadan daha düşük apikal cerrahi sınır riski ile birlikte pratik bir teknik tercih olabilir.

Anahtar Kelimeler: robot yardımlı radikal prostatektomi, genişletilmiş pelvik lenf nodu diseksiyonu, pozitif apikal cerrahi sınır, prostat kanseri

PDF

Özgün Araştırma

Avicenna Roboflex® Ile Konvansiyonel Üreteroskopinin Karşılaştırılması: Taş Tedavisinde Güvenlik Ve Uygulanabilirliğin Domuz Modelinde Deneysel Analizi

Rifat Burak Ergül, Feyzi Arda Atar, Ahmet Sinan Kabakçı, Zafer Tokatlı, Ahmet Barış Aydın, Pelin Çelikbilek Erkasap, Seçkin Serdar Arun, Mustafa Sofikerim, Tzevat Tefik

Özet

Amaç: Robotik destekli üreteroskopi endoürolojide giderek daha fazla kullanılmaktadır. Bu çalışmada, Avicenna Roboflex® Üroloji sisteminin (Elmed, Ankara, Türkiye) uygulanabilirliği ve güvenliği, konvansiyonel üreteroskopi ile domuz modelinde karşılaştırıldı.

Gereç ve Yöntemler: Avicenna Roboflex® platformu, canlı domuz modelinde (n = 6) supin litotomi pozisyonunda konvansiyonel üreteroskopi ile karşılaştırıldı. İki deneyimli endoürolog, işlemlerin başarıyla tamamlanmasını doğruluk/alternatif çözüm ve görev tamamlama kolaylığı açısından Likert ölçeği (1–4) ile değerlendirdi. İntraoperatif olaylar ve üreter hasarı, post-üreteroskopik lezyon skoru (PULS, 0–5) ile değerlendirildi. Doku örnekleri kör bir patolog tarafından histopatolojik olarak incelendi. Eşleştirilmiş karşılaştırmalarda iki yönlü Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanıldı ve p < 0.05 anlamlı kabul edildi.

Bulgular: Toplam 12 üreteroskopi işlemi (6 konvansiyonel, 6 robotik) komplikasyonsuz olarak tamamlandı. Histopatolojik değerlendirmede gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı; epitel kaybı yalnızca proksimal üreterde minimal düzeyde gözlendi. Görev performans skorları benzerdi; ancak robotik sistem, fleksibl üreteroskopun yerleştirilmesi ve taş çıkarımını simüle eden işlemlerde daha iyi görev tamamlama kolaylığı eğilimi gösterdi. PULS skorları her iki grupta da düşük ve benzerdi.

Sonuçlar: Avicenna Roboflex® sistemi, bu domuz modelinde konvansiyonel üreteroskopi ile karşılaştırıldığında benzer prosedürel uygulanabilirlik ve akut doku güvenliği profili göstermiştir. Çalışmanın keşifsel niteliği ve küçük örneklem büyüklüğü göz önüne alındığında, bu bulgular öncül nitelikte değerlendirilmeli ve yeterli güce sahip ileri çalışmalarla doğrulanmalıdır.

Anahtar Kelimeler: böbrek taşları, robotik cerrahi prosedürler, üreteroskopi

PDF

Özgün Araştırma

Primer Mesane Tümörlerinde Ameliyat Öncesi Albumin-Globulin Oranının Patolojik Evre ve Tümör Derecesiyle İlişkisi

Mehmet Erhan Aydın, İsmail Basmacı, Gürkan Cesur, İbrahim Halil Bozkurt, Ertuğrul Şefik, Serdar Çelik, Deniz Bolat, Aykut Aykaç, Tansu Değirmenci

Özet

Amaç: Bu çalışma, primer mesane tümörü nedeniyle transüretral mesane tümörü rezeksiyonu (TURMT) geçiren hastalarda ameliyat öncesi albümin-globulin oranı (AGR) ile patolojik evre ve tümör derecesi arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçlamıştır.

Gereç ve Yöntemler: Mart 2017 ile Şubat 2020 tarihleri arasında primer ürotelyal karsinom nedeniyle transüretral mesane tümörü rezeksiyonu (TURMT) geçiren toplam 153 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. AGR, ameliyat öncesi serum albümin ve toplam protein düzeyleri kullanılarak hesaplanmıştır. Dışlama kriterleri arasında aktif enfeksiyon, otoimmün hastalık, karaciğer hastalığı ve eşlik eden malignite yer almıştır. Optimal AGR eşik değeri, alıcı işletim karakteristik (ROC) eğrisi analizi ve Youden indeksi kullanılarak belirlenmiştir. Patolojik evre (NMIBC/MIBC) ve tümör derecesinin (düşük/yüksek derece) bağımsız prediktörleri lojistik regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir.

Bulgular: Hastaların medyan yaşı 68 yıl (IQR: 59–75) olup %88.9’u erkekti. Patolojik evre dağılımı hastaların %39.9’unda Ta, %39.9’unda T1 ve %20.3’ünde T2 iken, tümör derecesi dağılımı %54.2’sinde düşük dereceli ve %43.1’inde yüksek dereceliydi. Kohortun medyan AGR değeri 1.32 (IQR: 1.17–1.50) idi. AGR, hem MIBC grubunda (p = 0.003) hem de yüksek dereceli grupta (p < 0.001) ilgili karşıt gruplarına göre anlamlı derecede daha düşüktü. ROC analizi, her iki klinik sonuç için de 1.35’lik optimal bir kesme değeri belirledi (MIBC için AUC=0.649, %95 GA: 0.542–0.755 ve yüksek dereceli hastalık için AUC=0.656, %95 GA: 0.568–0.744). Çok değişkenli lojistik regresyon analizinde, AGR hem MIBC (OR=0.16, %95 GA: 0.03–0.97; p = 0.046) hem de yüksek dereceli hastalık (OR=0.18, %95 GA: 0.04–0.74; p = 0.018) ile bağımsız olarak ilişkili bulunmuştur.

Sonuçlar: Ameliyat öncesi AGR, primer mesane tümörlerinde patolojik evre ve tümör derecesi ile bağımsız olarak ilişkilidir. Bu parametrenin ek maliyet olmadan rutin biyokimyasal testlerden hesaplanabilmesi, ameliyat öncesi risk sınıflandırması için klinik olarak değerli kılmaktadır. Bu bulguların daha büyük hasta kohortlarında daha fazla doğrulanması gerekmektedir.

Anahtar Kelimeler: albümin-globülin oranı, mesane tümörü, transüretral mesane tümörü rezeksiyonu, tümör derecelendirmesi, tümör evrelendirmesi

PDF

Özgün Araştırma

Akut Karın Başvurularında Üriner Taş Karakterizasyonunda Dual-Enerji BT Atenüasyon Oranlarının Tanısal Değeri

Mustafa Yeşilyurt, Abdulmecit Kantarcı

Özet

Amaç: Bu çalışmada, akut karın ağrısı ile başvuran ve üriner taş hastalığı tanısı alan hastalarda dual enerji bilgisayarlı tomografi (DEBT) ile elde edilen atenüasyon oranlarının değerlendirilmesi ve farklı taş tipleri arasındaki dağılımının gerçek yaşam acil servis pratiğinde analiz edilmesi amaçlandı.

Gereç ve Yöntemler: Bu prospektif, tek merkezli çalışmada üçüncü basamak bir hastanenin acil servisinde akut karın ağrısı nedeniyle dual-enerji bilgisayarlı tomografi (DEBT) uygulanan 210 ardışık erişkin hasta değerlendirildi. Non-kontrast DEBT’de ürolitiazis saptanan 56 hasta analize dahil edildi. Taşların 80 kVp ve 140 kVp düzeylerindeki atenüasyon değerleri ölçülerek atenüasyon oranları hesaplandı. Taş boyutu, lokalizasyonu ve sayısı kaydedildi. Sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro-Wilk ve Kolmogorov-Smirnov testleri ile incelendi. Taş tipleri arasındaki farkların analizinde, parametrik varsayımların karşılandığı durumlarda Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), karşılanmadığı durumlarda ise Kruskal-Wallis testi kullanıldı. Gruplar arası ikili karşılaştırmalarda (post-hoc), varyansların homojenliğine göre Bonferroni veya Games-Howell testleri tercih edildi.

Bulgular: Tüm taşlarda ortalama atenüasyon oranı 1,32 ± 0,20 olarak bulundu. Ürik asit taşları en düşük ortalama atenüasyon oranını gösterirken (0,96 ± 0,09), hidroksiapatit (1,54 ± 0,07) ve kalsiyum oksalat taşlarında anlamlı derecede daha yüksek oranlar saptandı (p < 0,001). Taş tipleri arasında düşük enerji, yüksek enerji atenüasyon değerleri ve atenüasyon oranları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı (p < 0,001). Yaş ve taş boyutu açısından anlamlı fark izlenmedi. Özellikle ürik asit ve kalsiyum içeren taşlar arasında belirgin kümelenme gözlendi.

Sonuçlar: DEBT ile elde edilen atenüasyon oranları, akut karın ağrısı ile başvuran hastalarda üriner taş tiplerinin ayırımında anlamlı farklılık göstermektedir. Bu bulgular, acil servis pratiğinde non-invaziv taş karakterizasyonunda DEBT’nin klinik değerini desteklemektedir.

Anahtar Kelimeler: tomografi, X-ışınlı bilgisayarlı, üriner kalküller, ürolitiyazis, absorpsiyometri, foton, acil servis, hastane

PDF

Özgün Araştırma

Türkiye’deki Ürologlar Arasında Mesleki Radyasyon Güvenliği ve Taş Analizi Uygulamaları: Ulusal Bir Kesitsel Araştırma

Engin Denizhan Demirkıran, Serdar Madendere, Müslim Doğan Değer, Hüseyin Alperen Yıldız

Özet

Amaç: Türkiye’deki ürologların mesleki radyasyon güvenliği ve işlem sonrası taş analizi konusundaki gerçek hayattaki uygulamalarını ve bu uygulamalarla ilişkili faktörleri değerlendirmek.

Gereç ve Yöntemler: Türkiye’deki 2,305 üroloğa e-posta yoluyla kesitsel, web tabanlı bir anket gönderilmiştir. Google Formlar aracılığıyla hazırlanan anket, demografik ve kurumsal özellikleri, radyasyon güvenliği uygulamalarını ve taş analizi/metabolik değerlendirme uygulamalarını kapsamaktadır. Kategorik karşılaştırmalarda ki-kare testi veya Fisher testi kullanılmıştır; bağımsız faktörler ise çok değişkenli lojistik regresyon ile değerlendirilmiştir.

Bulgular: Eksik yanıtlar hariç tutulduktan sonra 346 katılımcıdan 301’i analiz edildi (%61.5’i uzman, %23.6’sı asistan, %14.9’u akademisyen). Katılımcıların %68.1’i kişisel dozimetreye sahip değildi, %62.8’i dozimetre sonuçları hakkında düzenli geri bildirim almıyordu, %99.0’ına yasal radyasyon izni verilmemişti ve %81.4’ü periyodik tıbbi muayeneye tabi tutulmamıştı. Kurşun önlükler (%95.3) ve tiroid kalkanları (%81.7) yaygınken, koruyucu gözlükler (%20.6) ve eldivenler (%9.3) nadirdi. Rutin taş analizi %47.5 oranında gerçekleştirilmiştir; kurum içi analiz imkânı yalnızca %25.9’unda mevcuttu (devlet hastanesi katılımcılarının %0’ında), %78.7’si ise numuneleri harici bir kuruma sevk etmiştir. Metafilaksi %56.1 oranında uygulanmıştır. Rutin analiz, akademik unvan (OR 2.85) ve kurum içi analiz imkânı (OR 3.07) ile pozitif, 10 yıldan fazla deneyim (OR 0.25) ile ise negatif ilişkiliydi; metafilaksi ise üniversite (OR 3.99) ve eğitim-araştırma (OR 2.40) hastanelerinde çalışmakla ilişkiliydi.

Sonuçlar: Mesleki radyasyondan korunma ve kılavuzlarda önerilen taş analizi, Türkiye’deki ürologlar arasında tam olarak uygulanmamakta ve büyük farklılıklar göstermektedir. Yasal radyasyon izninin katılımcıların yalnızca %1’ine verilmiş olması ve taş analizinin kurumlara bağlı olarak değişkenlik göstermesi, yalnızca bireysel farkındalığın değil, sistematik ve düzenleyici önlemlerin de gerekli olduğunu göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: anketler ve soru formları, mesleki maruziyet, metafilaksi, radyasyondan korunma, taş analizi, ürolitiyazis

PDF

Özgün Araştırma

Prostat Kanseri Tedavisinin Tercihinde Robotik Cerrahinin Popülaritesi Hakkında Farkındalık ve Bilgi Düzeyinin Ölçülmesi, Anket Çalışması

Fatih Sandıkçı, Ahmet Beşçocuklu

Özet

Amaç: Prostat kanseri hastaları ve hasta yakınlarının robotik cerrahiye yönelik farkındalıklarını, tedavi tercihlerini etkileyen faktörleri ve teknolojik yanılgılarını belirleyerek hasta bilgilendirme ve onam süreçlerini iyileştirmektir.

Gereç ve Yöntemler: Şubat-Mayıs 2026 tarihleri arasında yürütülen bu kesitsel anket çalışmasına, 50 prostat kanseri hastası ve 50 hasta yakını dahil edilmiştir. Veriler anketler aracılığıyla toplanmış ve çok değişkenli lojistik regresyon analizi ile değerlendirilmiştir.

Bulgular: Katılımcıların çoğu (hastalar %76, hasta yakınları %78) robotik cerrahiyi tercih etmiştir. Tüm sosyo-demografik gruplarda yaş ve eğitimden bağımsız, yaygın bir “otonom robot yanılgısı” (robotun ameliyatı kendi başına yaptığı inancı) saptanmıştır. Teknolojiye ilgili olmakla, robotik cerrahi tercihi 5.6 kat, mucizevi sonuç beklentisi ise 4.9 kat daha yüksek olarak belirlendi. İlk bilgiyi medyadan/internetten edinenlerin teknik güvenlik endişesi (cihaz arızası, yanlış prosedür vb.) yaşama riski, bilgiyi hekimden alanlara göre 6.8 kat (OR: 6,794) daha yüksektir. Lisans ve üzeri mezunlarda robotik cerrahiyi kurumsal prestij göstergesi olarak görme eğilimi 5.2 kat fazladır.

Sonuçlar: Hastaların cerrahi tercihi; tıbbi gerekliliklerden ziyade teknoloji merakı, medyanın “otonomi” imajı ve kurumsal prestij algısıyla şekillenmektedir. Hekimlerin, ortak karar verme süreçlerinde hastaların gerçek dışı kusursuzluk beklentilerini ve medyadan kaynaklı yersiz güvenlik endişelerini şeffaf bir şekilde yönetmesi gereklidir.

Anahtar Kelimeler: farkındalık, robotik cerrahi, otonom yanılgı, teknolojik algı

PDF

Derleme

Üriner Sistem Enfeksiyonlarının İmmünolojisi: Üroskopiden Günümüze Tarihsel ve Bilimsel Gelişim

Elifnaz İlgar

Özet

Binlerce yıl boyunca tıbbın temel tanı yöntemlerinden biri olan üroskopi, üriner sistem hastalıklarının anlaşılmasında önemli bir rol oynamıştır. İdrar yolu enfeksiyonlarına (İYE) ilişkin ilk yazılı kayıtlar, Ebers Papirüsü’ne kadar uzanmakta olup hastalığın tarihsel süreç içerisindeki tanımlamalarını içermektedir (1). Bu derlemede, İYE’ye yönelik bilginin tarihsel gözlemsel yaklaşımlardan modern immünolojik anlayışa uzanan gelişimi değerlendirilmiş; özellikle doğal ve edinsel immün yanıt mekanizmalarının hastalık patogenezindeki rolü ele alınmıştır. Toll-benzeri reseptörler (TLR), Th1/Th2 dengesi ve doku yerleşik hafıza T (TRM) hücreleri gibi temel immünolojik mekanizmaların enfeksiyon kontrolü ve rekürrens üzerindeki etkileri tartışılmış, ayrıca hayvan modelleri ile insan verileri arasındaki immünolojik yanıt farklılıkları vurgulanmıştır. Sonuç olarak, İYE patogenezine ilişkin immünolojik mekanizmaların daha iyi anlaşılması, hedefe yönelik ve immünomodülatör tedavi stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilecek önemli bir araştırma alanı oluşturmaktadır.

Anahtar Kelimeler: enfeksiyon, immünoloji, immün yanıt, tıp tarihi, üriner sistem

PDF

Tam Metin

PDF